Elif Kitabevi - Kitaptakipcileri

Elif Kitabevi - Kitaptakipcileri elif kitabevi konya/kitaptakipcileri resmi facebook hesabıdır.

1980 yılından beri hizmet veren kitabevimizde kuranı kerimi dini kitaplar, edebiyat, dua kitapları, diyanet işleri başkanlığı mesleki bilgiler seviye tespit sınavı, mbsts, ihtisas, gys, görevde yükselme( şube müdürlüğü, mırakıplık, din hizmetleri uzmanlığı, şef, VHKI, vaizlik, müfettiş yardımcılığı, din işleri ve diyanet işleri uzman yardımcılığı ilçe müftülüğü; din hizmetleri alan bilgisi testi,

din kültürü ahlak bilgisi ve imam hatip liseleri meslek dersi öğretmenliği (ÖABT - DKAB - İHL) sınav kitapları, mülakat, soru bankası, çözümlü soru bankası, deneme çeşitlerimiz sınavda en yüksek başarıyı gösteren titiz çalışma ile hazırlanan kitap setlerimiz bulunmaktadır.

07/05/2026
Kuran Yolu Türkçe Meal Ve Tefsir Kuranı Kerimin Açıklamalı Meali Ve Tefsiri Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 Cilt Toplam 386...
18/04/2026

Kuran Yolu Türkçe Meal Ve Tefsir Kuranı Kerimin Açıklamalı Meali Ve Tefsiri Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 Cilt Toplam 3867 Sayfa
17x24 Cm Ebat Orta Boy
SİPARİŞ https://www.kitaptakipcileri.com/urun/kuran-yolu-turkce-meal-ve-tefsir-diyanet
Kitap Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir
Yazar Komisyon
Yayınevi Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Kağıt Cilt IVORY - 5 Cilt SET
Sayfa Ebat 3.867 Sayfa - 17x24 cm
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarınca yayınlanan Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir adlı tefsir seti kitabı nı incelemektesiniz.
Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satışı hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir

TAKDİM

Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Muhammed aleyhisselâmın yirmi iki yıldan fazla sü­ren (610-632) peygamberliği zarfında aldığı vahiyleri ihtiva etmektedir. Hz. Muhammed'in (a.s.) peygamberliğinin ilk dönemlerinden beri Kur'an, müslümanlar tarafından, yalnızca ilâhî kelâmın yaşanan tarihe bir müdahalesi olarak değil, aynı zamanda bir ibadet ve tilâvet kitabı ola­rak telakki edildiği için, inen âyet ve sûreler Hz. Peygamber'in gözetimi altında büyük bir titizlikle kayda geçirilerek geniş kitlelere intikal ettiril­miş ve sürekli okunmuştur. Hatta ilk müslümanlar arasında, gelen vahiy­leri gücü nisbetinde ezberleyenlerin yanı sıra, kendisi için özel mushaf yazan sahâbîlerin de bulunduğunu biliyoruz.

Halife Hz. Ebû Bekir döneminde vuku bulan Yemâme savaşında Kur'an'ın nüzulüne tanık olmuş çok sayıda hafız sahâbînin şehid düşme­si üzerine, 633 yılında, Hz. Peygamber'in vahiy kâtiplerinden hafız sahabî Zeyd b. Sâbit'e, Hz. Peygamber'in yazdırdığı Kur'an metinlerini, diğer hafız sahâbîlerin şahitliğine de başvurarak bir mushaf haline getirme görevi verilmiştir. Zeyd b. Sabit, sahâbîlerle istişare ederek yaptığı titiz bir çalışma sonunda muhtelif malzemelere yazılmış olan Kur'an metinlerini mushaf haline getirmiştir. Kur'an metni tertip edilirken âyetlerin iniş sıraları veya konu bütünlüğü esas alınmamış, baştan beri Hz. Peygamber tarafından öğretilen tilâvet sırasına riayet edilmiştir.

Fütuhat faaliyetinin sınır tanımadığı III. Halife Hz. Osman dönemin­de, İslâm coğrafyasının genişlemesi dolayısıyla farklı bölgelerde Kur'an âyetlerinin farklı şekillerde okunması, özellikle ilk müslümanlarla İs­lâm'a yeni girenler arasında ihtilâflara sebep olmuştur. Kısmen henüz sessiz harfleri birbirinden ayıran noktaların ve sesli harfleri gösteren harekelerin bulunmadığı Arap yazısının o günkü yetersizliğinden, kıs­men de mahallî lehçe farklılıklarından kaynaklanan bu kıraat ihtilâfı, esasen Hz. Peygamber'in izin verdiği doğal bir durum olmasına rağmen, o günkü siyasî irade, muhtemel karışıklıkları gidermek amacıyla kıraat farklılıklarını en aza indirecek bir çalışma yapmayı öngörmüştür. Yine Zeyd b. Sâbit'in başkanlığını yaptığı bir komisyon, birkaç yıl süren çalış­ması sonucunda, biri hilâfet merkezinde kalmak, diğerleri farklı bölge­lere gönderilmek üzere, Hz. Ebû Bekir döneminde toplanan Mushaf'a is­tinaden muayyen sayıda resmî mushaflar hazırlamıştır. Bugün elimizde bulunan mushaflar işte bu mushafa dayanmaktadır.

Sahabe döneminden sonra geniş çaplı bir tefsir faaliyeti başlamıştır. Ancak bu döneme ait tefsirler günümüze kadar ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan en eski tam tefsir ise, hicrî 150 yılında vefat eden Mukâtil b. Süley­man'a aittir. Ali b. Ebû Talha (ö. 143/760), Süfyân es-Sevrî (ö. 161/778), Yahya b. Sellâm (ö. 200/815) gibi hicrî II. yüzyılda yaşamış kişilerce telif edilen bu ilk dönem tefsirleri, genellikle Mushaf tertibini esas alarak, sı­rasıyla âyetler hakkındaki rivayetleri nakletmektedirler. Hiç şüphe yok ki, tefsir ilminin doğduğu ilk dönemlerde, bu faaliyetle hedeflenen, teva­rüs olunan bilgilerin daha geniş kitlelere ve gelecek nesillere intikal ettirilmesiyle sınırlı idi. Tefsir ilminin Kur'an'ı açıklama görevini üstlen­mesi ise daha sonraki bir gelişmedir. Bu çerçevede ilk tefsir çalışmaları, el-Ferrâ (ö. 207/8??) ve Ebû Ubeyde (ö. 2510/825) gibi dilcilere aittir. On­lar, kelimelerin ve terkiplerin anlamlarını açıklamayı amaçladıkları için, hemen her âyet hakkında söyleyecek şey bulmuşlar ve açıklamalarını Mushaf tertibini esas almak suretiyle sunmuşlardır. Bu yazım geleneği, bugün minnetle başvurduğumuz, değerli bilgiler içeren İbn Cerîr et-Taberî'nin (ö. 310/922) Câmi'u'l-Beyân an Te'vîli âyi'l-Kur'ân'ı gibi eserle­rin yazılmasına imkân vermiştir. Bu eserlerin "rivayet tefsiri" olarak ad­landırılması, bunlarda rivayetin ağırlıklı yer tutmasından kaynaklan­maktadır; zira bu eserler naklin yanı sıra, uzun dinî tahlillere, Isrâiliyat ve kelâmî-fıkhî meseleler üzerine derin tartışmalara da yer vermektedir­ler. Aynı şekilde "dirayet tefsiri" olarak nitelenen eserler de, re'y ağırlık­lı olmakla birlikte nakilden müstağni kalmamışlardır.

Gerek rivayet tefsiri gerekse dirayet tefsiri olarak değerlendirilen kla­sik tefsirlerde, Kur'an'ı baştan sona tefsir etmeyi amaçlayan ve Mushaf tertibini esas alan bir yöntem izlenmiştir. Klasik dönemlerde tefsir ilmi­nin bir karakteri olarak oluşan Kur'an'ı baştan sona ve Mushaf tertibine göre tefsir etme geleneği, Derveze'nin sûreleri nüzul sırasına göre tefsir ettiği et-Tefsîru'l-Hadîs'i gibi istisnalar dışında, modern zamanlara kadar yazılan bütün tefsirlerde hâkim olmuştur. Tefsir literatürümüz, bu ka­rakteristik yapısına rağmen, farklı ölçütlere başvurmak suretiyle değişik başlıklar altında tasnif edilmeye elverişlidir. Müfessirlerin uzmanlık ala­nına, ilmî tutumuna veya mezhebi eğilimine göre tasnifler de yapılmıştır. Bu tasniflerden başlıcalarını zikretmek, tefsir literatürümüzün muhteva zenginliğini ve çok renkliliğini göstermesi bakımından önemlidir: Fıkhî tefsir, kelâmî tefsir, işârî tefsir, lugavî tefsir, felsefî tefsir, Şiî tefsir, ilmî tefsir, edebî tefsir, içtimaî tefsir vb.

Bilinen ilk Türkçe Kur'an meali Sâmânoğulları lideri Mansûr b. Nuh'un döneminde yapılmıştır. Kur'an meali özellikle Selçuklu dönemlerinde bi­lim ve sanat dilinin Arapça ve Farsça olması sebebiyle fazla rağbet görme­miştir. Osmanlı tefsir geleneğinde ise müstakil sûre ve cüz tefsirlerinin yanı sıra Zemahşerî, Fahreddin er-Bâzî ve Beyzâvî gibi müfessirlerin tef­sirlerine yapılan birçok şerhle söz konusu eserler yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bugünkü anlamda yaygın olan Türkçe tefsir ve meal gelene­ğinin, Tanzimat döneminde (1839-1876) başladığı söylenebilir. Bu dö­nemde gerçekleştirilen ve nicelik açısından sınırlı olan tefsirî meallerdeki çeviriler genellikle Farsça'dan Türkçe'ye kazandırılmıştır. II. Meşrutiyet'le birlikte dinî müellefat ve özellikle de Türk toplumunu Kur'an'la doğrudan muhatap kılma gayretlerinin arttığı gözlemlenmektedir. 1925 yılında Diyanet İşleri Reisliği bütçesi tartışılırken muhtelif mebuslar ta­rafından, toplumsal sorunların işleneceği ve günün insanına hitap eden bir Türkçe tefsire duyulan ihtiyaç dile getirilmiş ve konu ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Nihayet Diyanet İşleri Reisliği bütçesinden Kur'ân-ı Kerîm ve ehâdîs-i şerif enin tercüme ve tefsiri için muayyen bir meblağ tahsis edilmiş ve Kâmil Miras'ın teklifiyle söz konusu tefsiri yazma görevi Elma­lılı M. Hamdi Yazır'a tevdi edilmiştir. 1926'da Kur'an tefsiri yazmaya baş­layan Hamdi Yazır, tefsirin telifini 1938 yılında tamamlamıştır. Eserin ilk baskısı 1935-39 yılları arasında Diyanet İşleri Riyaseti tarafından dokuz cilt halinde gerçekleştirilmiştir.

Daha sonra 1960 ve 1971'de baskısı yeni­lenen Hak Dini Kur'an Dili, 1992'de bir defa, 1993'te ise iki defa sadeleşti­rilerek basılmıştır. O günden bugüne halkımızın din öğrenimine üst dü­zeyde katkı sağlayan bu değerli çalışmanın yanı sıra, klasik ve çağdaş dö­nem tefsirlerinden yapılan tercümeler ve Türkçe telif edilen tefsirler saye sinde ülkemiz insanı oldukça zengin bir tefsir birikimine kavuşmuş bu­lunmaktadır. Bu zenginliğe rağmen kamuoyunun malûmu olduğu üzere, toplumumuz muhtelif vesilelerle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çağdaş ihti­yaçlara cevap verecek yeni bir Kur'an tefsiri hazırlatması talebini dile ge­tirmekteydi. Başkanlığımız bu talepler doğrultusunda, uzun yıllardan beri benimsemiş olduğu ülkemizin ilahiyat alanındaki birikiminden âzami öl­çüde yararlanma politikasının bir gereği olarak, Prof. Dr. Hayreddin Kara­man, Prof. Dr. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş ve Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı'dan oluşan komisyonun titiz çalışması sonucu hazırla­nan ve bilâhare Din İşleri Yüksek Kurulu'nun tedkikinden geçen elinizde­ki Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir isimli eseri yayımlamaya karar vermiş­tir.

Tefsir tarihi üzerine yapılan çalışmalar, tefsirler arasındaki yorum fark­lılıklarının arkasında, müfessirin fikrî eğilimi, uzmanlık alanı ve siyasî tutumu gibi kişisel unsurların yanı sıra, müfessirin yaşadığı çağın ihtiyaç ve imkânları gibi toplumsal unsurların da yattığını göstermektedir. Bu durum, Kur'an tefsiri alanındaki çok sesliliğin sebeplerini anlamamızı kolaylaştırdığı gibi, tarih boyunca neden tek bir tefsirle yetinilemediğini de anlaşılır kılmaktadır. Bunun başlıca sebebi tefsir faaliyetinin, özü iti­bariyle sübjektif olan "yorum"dan ibaret olmasıdır. Tefsir faaliyetinin sübjektif karakteri sebebiyle, bugün içinde, okuyucusunu bütün diğer tef-sirlerden müstağni kılacak ve Kur'an'ı anlama konusundaki sorunları gi­derecek bir tefsirden söz etme imkânı yoktur. Buna bağlı olarak herhangi bir tefsirin Diyanet İşleri Başkanlığı'nca neşredilmiş olması, o tefsire res­mî bir hüviyet kazandırmaz. Başkanlığın yaptığı, yayınlar konusunda dine ve topluma karşı sorumluluğu, ilme uygunluğu esas almaktır.

Elinizdeki tefsir, günümüz müslümanlarının ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve klasik tefsir birikiminden yararlanılarak hazırlanmış değerli bir çalışma olup, uzmanlık alanlarında yetkin bilim adamların­dan oluşan bir heyet tarafından kaleme alınmış olma gibi bir imtiyaz ta­şımaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı


ÖNSÖZ

Kur'ân-ı Kerîm'in müslüman Türk insanı tarafından anlaşılmasına mü­tevazı bir katkı sağlamak amacıyla hazırladığımız Kur'an Yolu isimli bu tefsirin müellifleri olarak, daha önce bir meal çalışmasına katılmış, ilmî bir faaliyeti müşterek olarak yürütme ve bitirme tecrübesi edinmiştik. Bu defaki çalışmamız esnasında uzmanlık alanlarımızın ( tefsir, fıkıh ve fı­kıh usulü, İslâm felsefesi ve İslâm ahlâkı) farklılık taşımasının da, Kur'an tefsirinin gerekleri bakımından önemli imkânlar sağladığını gördük. Bunun yanında ortak kitap çalışmasının zorluklarını ve bundan kaynak­lanacak aksaklıkları asgariye indirebilmek için tedbirler aldık. Mutlaka başvurulması gereken kaynakların, uyulması gereken ilkelerin ve metot­ların en başta belirlenmesi; her birimizin tefsirini yaptığı kısmın diğer üyelerce dikkat ve emek verilerek okunduktan sonra toplu müzakere, teklif, tenkit ve tashihe tâbi tutulması bu tedbirlerin başında gelmekte­dir.

Batı'da Kitâb-ı Mukaddes'in yorumu konusunda heyet olarak hazırlan­mış birçok yayının mevcudiyetine karşılık, bildiğimiz kadarıyla İslâm dünyasında bir heyet tarafından yazılmış ve tamamlanmış Kur'ân-ı Ke­rîm tefsiri bulunmamaktadır. Bu açıdan bizim çalışmamızla bir ilkin ger­çekleştiği söylenebilir. Ayrıca Kur'an Yolu'nun, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri tarafından okunup tenkit süzgecinden geçirilmesi de esere yarar­lı katkılar sağlamıştır.

Tefsirin hazırlanmasında okuyucu kitlesi olarak farklı düzeylerde öğre­nim görmüş insanlar dikkate alınmaya çalışıldı. Öncelikli olarak bir mü­racaat kitabı değil, baştan sona okunan, tekrar tekrar okunan ve üzerinde zihin yorulan, inanç, fikir ve hayata pratik katkı sağlayan bir tefsir olma­sının daha yararlı olacağı düşünüldüğü için eser orta hacimde tutulmuş; ayrıca anlaşılır bir dilin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Öte yandan bazı konularda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için, en uygun yer­lerde ayrıntılı bilgi verilmesinin yanında, duruma göre ilgili kaynaklara da göndermeler yapılmıştır. Tefsirin diğer özellikleri "Giriş" bölümünün sonunda "Bu Tefsir" başlığı altında açıklanmıştır; okuyucu açısından eserin daha verimli olabilmesi için söz konusu kısmın göz önünde bu­lundurulmasında yarar vardır.

Eserin meal kısmının hazırlanması sırasında konuyla ilgili belli başlı çalışmalar da göz önünde bulundurulmakla beraber, yapılan tercihler tefsire verilen emeğin ürünü olarak şekillenmiştir. Meale yansıtılanla -yan, ancak dikkate değer görülen mânalara ise tefsirde ayrıca işaret edil­miştir. Aynı kelime veya ifadenin mealin değişik yerlerinde -asıl mânayı değiştirmemek kaydıyla- farklı şekillerde çevrilmiş olması; bağlam far­kı, ağırlıklı konuya riayet", edebî zevk gibi sebeplere dayalıdır. Bize göre bu usul meal açısından bir zenginlik oluşturmaktadır.

İkinci baskıyı sizlere takdim ederken, bu baskıyla ilgili çalışmaların her safhasında unutulmaz fedakârlık örneği göstererek karşılaşılan zor­lukların aşılmasını sağlayan İSAM Başkanı Prof. Dr. M. Akif Aydın'ı, mushaf seçimi ve hat konusundaki yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Muhittin Serin'i, önemli eleştiri ve görüşleri için Prof. Dr. Ömer Faruk Harman ve Prof. Dr. Metin Yurdagür'ü şükranla anmamız gerekiyor. Ay­rıca tesbit, görüş ve önerilerini ileten saygıdeğer okuyucularımıza da iç­tenlikle teşekkür ediyoruz.

Kusursuzluktan söz etmek edebi aşmak olur. Yapılan her işte birtakım eksiklerin bulunması kaçınılmazdır. Değerli okuyucularımızın, kusur­ların düzeltilmesi yönünde getirecekleri tenkit ve önerilere açık olduğu­muzu belirtiyor, tefsirin milletimize yararlı olmasını yüce mevlâdan ni­yaz ediyoruz. ( Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Kuran Yolu Türkçe Tefsir kitabı, Kuran Yolu Tefsiri, diyanet tefsir, 5 cilt kuran yolu, son baskı )

Yazar: Türkiye Diyanet Vakfı Heyeti
Cilt Sayısı: 5
Sayfa Sayısı: 3867
Boyut: 17x 24 cm
Basım Yeri: Ankara
Kapak Türü: Ciltli Sert Kapak
Kağıt Türü: Ivory Kağıt
Dili: Türkçe, Arapça
Dağıtım: Kitap Takipçileri
Temin Süresi: Aynı gün kargo
Kredi Kartı, Banka Kartları Visa Master, BKM Express, Havale, EFT, alışveriş yapabilirsiniz site üzerinden satın alabilir yada whatsapp ile sipariş yapabilirsiniz kargo anlaşmamız ptt kargodur. YURTDIŞI KARGO GÖNDERİMİ MEVCUTTUR. kitap takipçileri Web Sitesi elif kitabevi konya ® Yayınları tescilli markasıdır. Satış Noktası Adres Ve İletişim Bilgileri:
----------kitaptakipcileri/elif kitabevi konya adres bilgileri------
Sahibata mahallesi Kayalıpark Çarşı Ptt Arkası Ulusoy İşhanı Diz Sokak No 1/C Hacı Hasan Camii Kıble Tarafı Sokak İçi Konya Valiliği Arkası Meram Merkez /KONYA
Telefon Numarası: Whatsapp : 0532 492 15 56556
İNTERNETTEN SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ>

El-Camiu's Sağir Hadis Kitabı Hadis-i Şerifler, İmam Suyuti 3 Cilt TakımArapça Metin ve Türkçe Anlamı, Tercüme: Prof. Dr...
18/04/2026

El-Camiu's Sağir Hadis Kitabı Hadis-i Şerifler, İmam Suyuti 3 Cilt Takım
Arapça Metin ve Türkçe Anlamı, Tercüme: Prof. Dr. Seyit Avcı
17x24 cm Ebat Sert Kapak Ciltli, Şamua Kağıt 3 Cilt Toplam 2024 Sayfa
https://www.kitaptakipcileri.com/urun/el-camius-sagir-hadis-kitabi-imam-suyuti-arapca-turkce-3-cilt-takim
"Camiü’s Sağir, 10031/ONBİNOTUZBİR hadis-i şerifi ihtiva eden meşhur hadis kitaplarından biridir. Uyanıkken yetmiş defa Resulullah (s.a.v) gören Celâleddin es-Suyutî (1445–1505) tarafından tasnif edilmiştir.
-Hadisler, Resul-i Ekrem Efendimizin mübarek dilinden dökülen rahmet damlalarıdır. O rahmet damlaları yeryüzüne hayat veren yağmur taneleri gibi müminlerin gönüllerine hayat verir. O rahmet damlalarından istifade edildikçe mükemmele doğru giden yolda mesafeler alınmaya, doğru olanlar anlaşılmaya başlanır. Güllerin yeşerip çevreye güzel kokular saçtığı gibi, hadislerle amel eden müminler de çevrelerine iman ve kokuları saçmaya başlarlar. Kısacası hadisler birer gül demeti gibidirler. "

Yazar: İmam Celaleddin Es- Suyuti
Tercüme: Prof. Dr. Seyit Avcı
Katagori: Peygamberimiz s.a.v'in Sözleri Hadis-i Şerifler 10031 Adet Hadis Arapça ve Türkçesi
Cilt Sayısı: 3
Sayfa Sayısı: 2024
Hadis Sayısı: 10031 onbinotuzbir
Boyut: 17 x 24 cm
Basım Yeri: Konya
Kapak Türü: Ciltli Sert Kapak
Kağıt Türü: Şamua Kağıt
Dili: Arapça - Türkçe
Dağıtım: Kitap Takipçileri
Temin Süresi: Aynı gün kargo
İmam Celaleddin es-Suyûtî ve el-Câmi'u's-sağîr Kitabı Hakkında Bilgi:
Yüzlerce eserin müellifi olan Abdurrahman b. Ebi Bekr b. Muhammed, Celâleddin es-Suyûtî (911/1505)'nin hadis alanındaki eserlerinden olan el-Cami'u's-sağîr min ehâdîsi'l-beşîr ve'n-nezîr' i, yine müellife ait Cem'u'l-cevâmi' adlı bütün hadisleri bir araya toplamak maksadıyla telife başlanmış ve fakat yarım kalmış olan eserin telhisidir ve 10031 hadis ihtiva etmektedir.
Kısa ve özlü («veciz») hadislere tahsisi edilen el-Câmi'u's-sağîr' de ahkâm hadisleri hemen hemen hiç bulunmamaktadır, Osmanlı ulemasının büyük rağbetine mazhar olmuş bulunan esere, uydurmacı ve yalancı kişilerin yalnız başlarına rivayet ettikleri hiç bir hadis alınmamıştır.
Hadisler ilk kelimelerine göre alfabetik olarak sıralandığı için senedler tamamen hazfedilmiştir. Her hadis metninden sonra, hadisin bulunduğu kaynakla birer remiz ile gösterilmiştir. Bizim bu çalışmamızda tanıttığınuz bir çok esere ait kısaltmaları da ihtiva etmekte olması sebebiyle bu remizleri ve işaret ettikleri eserleri alfabetik sıra içinde sunuyoruz:
et-Tirmizî el-Buhârî fi't-tarih el-Buhârî el-Buhâri fî'1-edeb el-Hatîb îbnHıbbânfîsahîhihi Ebu Nuaym fi'1-hilye Ahmed b. Hanbel fi müsnedih i ) Ebu Davud
îbn Ebî Şeybe Said b. Mansur fî sünenin et-Taberânî fVl-kebîr fi'1-evsat fi's-sağtr
Ebu Yala fî müsnedih Abdurrezzakfi'l-câmi'(el-Musannef îbn Adiyy fî'1-kâmil el-Ukaylî fi'd-duafâ Abdullah b. Ahmed b. Hanbel fî zevâidih ed-Deylemî fî Müsnedi'l-firdevs el-Buhârî ve Müslim birlikte ed-Dârekutnî el-Hâkim fi'1-mustedrek Müslim en-Nesâî îbn Mâce el-Beyhakî fi şuabi'1-îman el-Beyhakî fi's-sünen Ebû Davud, et-Tirmizî, en-Nesâî, Îbn Mâce Ebû Davud, et-Tirmizî, en-Nesâî
Hadis metinlerinden sonra, yukarıdaki kısaltmalarla gösterilen kaynakların, o hadisi hangi sahâbîden olmış olduğuna da ayrıca işaret edilmiştir. Her hadisin sıhhat durumu da rumuzlarryla gösterilmiştir.
Müellif, ile başlayan fiilî hadisler için özel bir bab açmış ve bu tür hadislerin Hz. Peygamberin fizik Özellikleri («şemail ») demek olduğunu da kaydetmiştir. Yine Hz. Peygamberin koyduğu yasakların anlatımını da «bâbu'n-nevâhî»de diye başlayan hadisleri sıralamak suretiyle vermiştir. Her harften sonra el-muhallâ bi haze'l-harf diye Lâm-i tarifli olarak o harfle başlayan hadisleri sıralamıştır.
İMAM CELALEDDİN ES SÜYÛTÎ HAYATI HAKKINDA BİLGİ:
İslâm âlimlerinin en büyüklerinden. İsmi, Abdürrahmân bin Ebî Bekr bin Muhammed bin Ebî Bekr bin Osman bin Muhammed bin Hıdır bin Eyyûb bin Muhammed bin Hümâmüddîn Hudayri Esyûtî’dir. Künyesi Ebü’l-Fadl olup, lakabı Celâleddîn’dir. 849 (m. 1445) senesi Receb ayının birinci Pazar gecesi, Mısır’da Esyût şehrinde doğdu. 911 (m. 1505) senesi Cemâzil-evvel ayı ortasında, Mısır’da vefât etti. Türbesi, Kâhire’de Bâb-ül-Karâfe dışındadır. Babasının kabri yanına defnedildi.

Aslen ailesi doğudan gelme olup, önce Bağdad’a, sonra da Mısır’da Esyût denilen yere yerleşti. Bu sebeple Süyûtî denildi. Annesinin Türk asıllı olduğu söylenir. Süyûtî ( radıyallahü anh ) en büyük dedesi Hümâmüddîn hakkında şöyle der: "En büyük dedem Hümâmüddîn, hakîkat ehlinden ve tasavvuf büyüklerinden idi. Diğer dedelerim ise, bulundukları yerin ileri gelen ve i’tibâr sahibi kimseleri idi. Onlardan ba’zısı, memleketin kadısı, ba’zısı muhtesib, birisi de tacir idi. Bu dedem, Esyût’da bir medrese yaptırdı. Ona vakıflarda bulundu.” Babası Kemâleddîn Ebû Bekr, Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinden idi. Ayrıca ferâiz, usûl, mantık, nahiv, sarf, beyân, bedî’ ve başka ilimlerde üstün derecedeydi. Babası ona Abdürrahmân ismini verdi. Sonra da Celâlüddîn lakabıyla çağırdı. Süyûtî şöyle der. "Babam hayatta iken, beni Muhammed Meczûb denen bir zâta götürdüler. Muhammed Meczûb, Meşhedî-nefisi civarında oturan evliyânın büyüklerinden idi. Bana hayır duâda bulundu.” Babası, o altı yaşında iken vefât etti. Akraba ve yakınları tarafından himâye edildi. Yetim olarak büyüdü. Yaşı çok küçük olmasına rağmen, üstün kabiliyeti ve zekâsıyla dikkati çekti. Sekiz yaşına varmadan Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Babasının sâdık arkadaşlarından Kâdı İzzüddîn Ahmed bin İbrâhim Kinânî, ona Ebü’l-Fadl künyesini verdi. En önce bu künyeyi alan zât, Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) amcası Abbâs ( radıyallahü anh ) idi. Süyûtî, bu künyesi sebebiyle çok iftihar ederdi. Süyûtî, üstün zekâsıyla, önce İbn-i Dakîk-ül-Iyd’in "Umde” adlı eserini, İmâm-ı Nevevî’nin "Minhâc-ül-fıkh”, Beydâvî’nin "Minhâc-ül-usûl”ünü, İbn-i Mâlik’in "Elfiye” adlı eserini ezberledi. Sonra zamanının büyük âlimlerinden olan Şihâbüddîn Ali bin Ebî Bekr’den Ferâiz ilmini öğrendi. Şemsüddîn Muhammed bin Mûsâ Hanefî’den; Şifâ-i şerîf, Dirayetü Elfiyetü İbn-i Mâlik adındaki eserleri okudu. 866 (m. 1461)’da Arabî ilimleri okutabileceğine dâir icâzet aldı. İbn-i Hâcib’in Kâfiyesini, mantıktan Îsâgûcî mukaddimesini, Sibeveyh’in eseri olan kitabın bir kısmını, Müterassıt, Şâfiiye ve bunlara benzer birçok eserleri okudu. Genç yaşında tefsîr, hadîs, fıkıh, nahiv, me’ânî, beyân, bedî’, lügat ve başka ilimlerde mütehassıs oldu. Kendisi bu konuda şöyle dedi: "Tefsîr, fıkıh, hadîs, nahiv, me’ânî, beyân ve bedî’ ilimlerinde derin âlimlerden oldum. Bu dereceme hocalarım yetişmemiştir. Yalnız üstadım Bülkînî’nin fıkıhdaki kudreti benden ziyâdedir.”

Onyedi yaşında iken, ilk olarak "Ecrûmiyye” üzerine nazım ve nesir olarak iki şerh yazdığı gibi, arkasından "Şerhu Latîf-il-istiâze vel-Besmele”, "Şerh-ül-havkale vel-haykale” ve iki eser daha yazdı. Hocası Alemüddîn Bülkînî’ye arz etti. Hocası da eserlerine takriz yazdı. Şeyhülislâm Bülkînî’nin yanında, onun vefâtına kadar kaldı. Onun yanında fıkıh ilmi ile meşgûl oldu. Onun vefâtından sonra, oğlundan fıkıh ilmini okumaya devam eti. Bülkînî’nin oğlundan, Bülkînî’nin yazdığı Tedrîb’in başından, vekâlet bahsine kadar okudu. Yine ondan Hâviy-i Sagîr’in evvelinden, Aded mevzûuna kadar, Minhâc’ın evvelinden zekât, Tenbîh adlı eserin evvelinden zekât bahsine yakın yerlere kadar Ravda kitabından bir miktar, Tekmiletü şerh-ıl-Minhâc’dan bir miktar, İhyâ-ül-mevât’dan Vesâyâ bahsine kadar okudu.

Şeyhülislâm Bülkînî’nin oğlu, 876 (m. 1471) senesinde, ona fetvâ ve ders okutması husûsunda icâzet verdi.

Şeyhülislâm Bülkînî’nin oğlu vefât edince, Süyûtî, Şeyhülislâm Şerefüddîn Münâvî’nin yanında ilim ile meşgûl olmaya başladı. Onun yanında Minhâc kitabından ders okudu. Behce şerhi, onun haşiyesi ve Beydâvî tefsîrinden verdiği ba’zı dersleri dinledi.

Hadîs-i şerîf ve Arabî ilimler için Allâme Takıyyüddîn Şiblî el-Hanefî’nin yanında dört sene kaldı. Şerhu Elfiyetü İbn-i Mâlik ve Cem’ul-Cevâmi’ ismindeki eserlerine takriz yazdı. Sözle ve yazı ile Süyûtî’nin ilimdeki yüksekliğini anlattı.

Allâme Muhyiddîn Kâfiyecî’nin yanında ilim öğrenmek için ondört sene kaldı. Ondan; tefsîr, usûl, Arabca, me’anî ve daha başka ilimleri öğrendi. Muhyiddîn Kâfiyecî ona icâzet verdi. Süyûtî, Seyfüddîn el-Hanefî’nin yanına giderek; tefsîr, Tevdîh haşiyesi Telhîs-ül-miftâh ve Adûd ismindeki eserleri okudu. Süyûtî, hacca gittiğinde, Zemzem suyunu içerken, birçok husûslar için, bu arada fıkıh ilminde Şeyh Sirâcüddîn Bülkînî’nin, hadîs ilminde hafız İbn-i Hacer’in mertebesine çıkmak için de niyet ettiğini söylemektedir. Süyûtî’nin icâzet aldığı diğer ba’zı hocaları şunlardır: Alemüddîn Sâlih-ül-Bülkînî. Şemsüddîn Hanefî, Tarsus kadısı Alâüddîn, Şeyh-ül-İslâm Şerefüddîn Ebî Zekeriyyâ, Yahyâ bin Muhammed Münâvî, Seyfeddîn Muhammed bin Muhammed Hanefî, Allâme Muhyiddîn Muhammed bin Süleymân Bergamî, Kâdı İzzüddîn Kinânî, Mecdüddîn İsmâil bin Sibâ’, Muhammed bin İbrâhim Şirvânî, Şeyh Takıyyüddîn bin Ebî Bekr Şâdî Haskefi, Şemsüddîn Muhammed bin Ahmed Yâfi, Takıyyüddîn Ahmed bin Kemâl Şümnî’dir. Hicaz, Haleb âlimlerinden ilim öğrenip, icâzet aldı.

Süyûtî. "Kitâb-üt-tehaddüs bi-ni’metillâh” adlı eserinin bir bölümünde, icâzet (diploma) aldığı hocaları hakkında şöyle der: "Ders halkasında hazır bulunduğum ve kendilerinden icâzet aldığım âlimler ile şu’arânın isimlerini bir yere topladığımda, bunların altıyüz kişiye ulaştığını anladım.”

Az zamanda şöhreti her yere yayılan Süyûtî’nin, derslerini sâdece talebeleri değil, müderrisler bile ta’kib ederdi. Tûlûn Câmii’nde fetvâ verirdi. Hadîs ve fetvâda tam uzman oldu. Süyûtî, çok kuvvetli bir Hâfızaya sahipti. Bir kitap ne kadar büyük olursa olsun, birkaç gün bakınca, içinden hangi mes’ele sorulsa, derhâl kaçıncı sahifenin kaçına satırında olduğunu haber verirdi. İkiyüzbin hadîs-i şerîfi ezberledi. Gençliğinde Şam, Hicaz, Yemen, Hindistan ve Sudan’a gitti. Mekke’de kaldı. Ayrıca Mısır’ın Dimyat, Feyyüm, İskenderiyye gibi yerlerinde bulundu.

Süyûtî, 877 (m. 1472) senesinde Şeyhûniyye Hânekâhı’nda (dergâhında) hadîs dersi verdi. 891 (m. 1486) senesinde Baybarsiyye Dergâhı şeyhliğine getirildi. Bu dönemde birçok eser yazdı. Uzunca bir süre kaldığı bu vazîfeden, 901 (m. 1495) senesinde ayrıldı. Son zamanlarını, Nil nehri ortasındaki adacıklardan biri olan er-Ravza’daki evinde eser yazmakla geçirdi. Sultan Gavri’nin teklif ettiği yeni vazîfeleri kabûl etmediği gibi, yine onun gönderdiği bin dinarı reddetti ve hediye ettiği köleyi de azâd etti. İlminin yanında, ahlâkı ve tevâzu’u ile herkesin sevgisini kazandı. Zâhirî ilimlerde yükseldiği gibi, tasavvufda da yüksek derecelere kavuştu. Eserlerine yazmış olduğu hadîs-i şerîflerin hepsini, Peygamberimize ( aleyhisselâm ) ma’nâ âleminde arzetmiş, Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) tasdikini aldıktan sonra eserlerine yazmıştır. Peygamber efendimizi ( aleyhisselâm ) uyanıkken yetmişbeş defa gördüğünü ve hadîs-i şerîfleri Peygamber efendimize ( aleyhisselâm ) sorduğunu, İmâm-ı Şa’rânî "Mîzân-ül-kübrâ” adlı eserinde şöyle bildirdi: "Kitap ve sünnetten anladıklarını kitaplarına geçirmeden ve onlarla ibâdet etmeden, herşeyi Resûlullahdan ( aleyhisselâm ) sorardı ve; "Yâ Resûlallah, biz bu âyetten böyle anladık, filân kimsenin bildirdiği şu hadîs-i şerîfinizden şöyle anladık. Siz bunu beğeniyor musunuz, beğenmiyor musunuz?” derlerdi. O’nun sözü ve işâreti ile amel ederdi.”

Süyûtî; İmâm, hafız (hadîs âlimi) ve şeyhülislâm idi. Kerâmetleri de görüldü. Ona hizmet eden Muhammed bin Habbâk anlatır: "Birgün kaylûle zamanında (öğleden az önce) hocam bana; "Bugün ikindi namazını Mekke-i mükerremede kılmak isteriz. Ama bunu ben ölünceye kadar kimseye söylemiyeceksin” buyurdu. Ben de; "Peki Efendim” dedim. Mısır’da bulunuyorduk. Elimi tuttu ve "Gözlerini yum” buyurdu. Yumdum. Tahminen yirmiyedi adım kadar yürüdük. "Gözlerini aç” buyurdu. Açtım. Bir de ne göreyim? Mekke’de, Muallâ kapısının yanında idik. Mü’minlerin annesi hazret-i Hadîce, Fudayl bin Iyâd, Süfyân bin Uyeyne ve başkalarının kabirlerini ziyâret edip, Mescid-i Harâm’a girdik. Kâ’be-i muazzamayı tavaf etti. Zemzem suyu içtik ve ikindi namazına kadar bekledik, İkindi namazını kıldık. Tekrar tavaf ettik. Zemzem suyu içtik ve sonra bana; "Kısa zamanda buraya gelmemizden ziyâde, buradaki mücavirlerden birinin Mısır’dan olup bizi tanımaması şaşılacak bir hâldir, istersen benimle gel, istersen hac zamanına kadar burada kal” dedi. Sizinle gelmek istiyorum dedim. Muallâ kapısına kadar yürüdük ve bana; "Gözlerini yum” buyurdu. Yumdum. Yedi adım kadar hızlı yürüdük. Sonra; "Gözlerini aç” dedi. Açtım. Mısır’da, hareket ettiğimiz yerde idik. Ömer Fârıd’ı ziyâret etti. Sonra Süyûtî, merkebine bindi. Tûlûn Câmii yanındaki evine gittik.”

Talebelerinden birisi, rü’yâda Resûlullah’ı ( aleyhisselâm ) gördü. Huzûrunda Süyûtî vardı ve O’na ba’zı hadîsleri soruyordu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) ise ona: "Söyle ey Şeyh-üs-sünne” buyuruyordu. Kendisi de aynı rü’yâyı gördü ve Resûlullah ( aleyhisselâm ) ona; "Söyle ey Şeyh-ül-hadîs” buyurdu.

Talebesi Şeyh Abdülkâdir Şâzilî, Süyûtî’yi anlattığı kitabında der ki: "Birgün hocam buyurdu ki: "Uyanık hâlde Resûlullahı ( aleyhisselâm ) gördüm. Bana; "Ey Şeyh-ül-hadîs” diye hitâb eyledi. "Yâ Resûlallah, ben Cennet ehlinden miyim?” diye arz ettim. "Evet” buyurdu. "Hiç azâb görmeden mi?” dedim. "Senin için öyledir” buyurdu.

Abdülkâdir der ki, kendisine; "Resûlullahı ( aleyhisselâm ) uyanık olarak kaç defa gördünüz?” dedim. "Yetmişbeş defa gördüm” buyurdu.

Abdülvehhâb-ı Şa’rânî bildirdi: "Talebelerinden Abdülkâdir-i Şâzilî’nin yanında, Celâlüddîn-i Süyûtî’nin el yazısı ile yazılmış bir kâğıt gördüm. Kendisinden Sultan Kayıtbay katında birşey istiyen bir şahsa yazılmıştı. Şöyle diyordu: "Ey Kardeşim, bil ki, şu âna kadar, Resûlullah ( aleyhisselâm ) ile uyanık ve karşı karşıya olarak yetmişbeş defa bir arada bulundum. Devlet reîslerinin yanına gitmekle Resûlullahı ( aleyhisselâm ) görmiyeceğimden korkmasaydım, kaleye gider, Sultân’ın katında elbette sana yardımcı olurdum. Ben, Resûlullahın ( aleyhisselâm ) hadîslerine hizmet edici biriyim. Muhaddislerin bildirdikleri hadîsleri O’na arzederim. O’na muhtâcım. Şüphesiz bunun faydası, sana faydalı olmaktan daha çoktur. Kardeşim!”

Süyûtî, kimseden ihsân ve hediye taleb ve kabûl etmedi. Geçim sıkıntısı çektiği günlerde bile, hayli zengin olduğu belirtilen kütüphânesindeki kitaplarından ba’zılarını satmayı tercih edip, hiç hediye kabûl etmedi. Vefâtından sonra terekesini kaydetmek üzere Sultan Gavri’den izin istenildiğinde şu cevap alındı: "Süyûtî hayatta iken bizden birşey aldı mı ki, biz de onun terekesine el koyalım?” Altmışbir sene on ay onsekiz gün ömür süren Süyûtî, içlerinde ba’zısı cildler hâlinde olmak üzere, altıyüze yakın eser yazdı. Hayat ve ilmin bütün tezahürleri üzerinde kalem oynatmadığı mevzû hemen hemen kalmadı. Ondört ilim şû’besi üzerine eserler yazdı. Daha yirmiiki yaşında iken, Celâlüddîn Muhammed bin Ahmed Mısrî’nin İsrâ sûresine kadar yaptığı ve 864 (m. 1459) senesinde vefât edince yarıda bıraktığı tefsîri tamamladı. Bunun için, bu esere iki Celâl ma’nâsında (Celâleyn Tefsîri) denildi. Almanca (Maier Lexicon) kitabında; "Yorulmadan, yılmadan yazan Süyûtî’nin üçyüzden fazla eseri vardır” diyor ve birkaçını bildiriyor. Tefsîr, hadîs, fıkıh, târih, ahlâk ve tıb kitapları çok kıymetlidir. Kitapları okumakla bitmez. Eserlerinden ba’zıları şunlardır:

Tefsîr ve Kur’ân-ı kerîme dâir eserlerinden ba’zıları: 1-Ed-Dürr-ül-mensûr fit-tefsîril-me’sûr (oniki cild), 2- Et-Tefsîr-ül-müsned (Tercümân-ül-Kur’ân beş cild), 3- El-İtkân fî ulûm-il-Kur’ân, 4- El-İklîl fî istinbât-it-tenzîl, 5- Lübâb-ün-nükûl fî esbâb-in-nüzûl, 6- En-Nâsih vel-mensûh fil-Kur’ân, 7- Müfhemât-ül-akrân fî mübhemât-il-Kur’ân, 8- Esrâr-üt-tenzîl, 9- Tekmilet-üt-tefsîr-iş-Şeyh Celâlüddîn Mahallî, 10- Tenâsük-üd-dürer fî tenâsüb-is-Süver, 11- Haşiye alâ tefsîr-il-Beydâvî Nevâhıd-ül-ebkâr ve şevârıd-ül-efkâr (dört cild), 12- Et-Tahbîr fî ilm-it-tefsîr, 13- Mu’terik-ül-akrân fî müşterik-ül-Kur’ân, 14-El-Mühezzeb fî mâ vakaa fil-Kur’ân min-el-mu’reb, 15- Hamâyil-üz-züher fî fedâil-is-süver, 16- Mîzân-ül-mu’addile fî şe’n-il-Besmele, 17-Şerh-ül-istiâze, 18- Feth-ül-Celîl lil-Abdi zelîl, 19- El-Meân-id-dakika fî idrâk-il-Hakîka, 20- El-Yed-ül-Büstâ fî ta’yin-is-Salât-il-vüstâ, 21- Def-ut-teâssüf an ihveti Yûsuf, 22- İtmâm-ün-ni’me, 23- El-Celîl-ül-vesîk fî nusret-is-Sıddîk, 24- El-Fevâyid-ül-Bârize vel-Kâfiye, 25- El-Muharrer, 26-Meydân-ül-fürsân fî Şevâhid-ül-Kur’ân, 27- Mecâz-ül-Fürsân ilâ mecâz-il-Kur’ân, 28- Şerh-uş-Şâtıbiyye, 29- Ed-Dürr-ün-nesîr fî kırâati İbn-i Kesîr, 30- Müntekâ min tefsîr, 31- Mün-tekâ min tefsîri Abdürrezzâk, 32- Müntekâ min tefsîri Ebî Hâtem, 33-El-Kavl-ül-fasîh fî ta’yîn-iz-zebîh, 34-El-Kelâm alâ evveli sûret-il-Feth.

Hadîs ilmine dâir eserlerinden ba’zıları: 1- Et-Terşîh alâ Câmi’is-sahîh, 2-Ed-Dîbâc alâ Sahîh-i Müslim bin Haccâc, 3- Kuvvet-ül-Muktezî alâ câmi’ it-Tirmizî, 4-Mirkât-üs-Sü’ûd ilâ Sünen-i Ebî Dâvûd, 5- Misbâh-üz-zücâce alâ Sünen-i İbn-i Mâce, 6- Zehr-ur-Ribâ alel-müctebâ, 7- Esâf-ül-Mibtâ’ bi ricâl-il-Muvatta’, 8- Tenvîr-ül-Havâlik alâ Muvatta’ Mâlik, 9- Eş-Şâfiî alâ müsned-iş-Şâfî, 10- Zehr-ül-Hamâyil aleş-Şemâyil, 11- Et-Ta’lîkât-ül-münîfe alâ Müsned-i Ebî Hanîfe, 12- Münteh-il-a’mâl, 13- El-Mu’cizât vel-Hasâyis, 14- Şerh-us-Sudûr bi şerhi hâl-il-mevtâ vel-Kubûr, 15-El-Fevz-ül-azîm, 16-Büsrâl Keyîyb, 17- El-Büdûr-üs-Sâfira an umûr-il-âhire, 18- Dürer-ül-Bihâr fil-ehâdîs-il-Kısâr, 19- Câmi’us-Sagîr min Hadîs-il-Beşîr, 20- Ziyâdet-ül-Câmi’ us-Sagîr, 21- Cem’ul-cevâmi’ fil ehâdîs, 22-Bedî’us-Sun’, 23- Lemm-ül-etrâf ve damm-ül-etrâf, 24- El-Mirkât-ül-aliyye, 25- Erriyâd-ül-enîka, 26- Nehcet-üs-seriyye fil-esmâ-in-Nebeviyye.

Hadîs ıstılâhına dâir eserlerinden ba’zıları: 1- Tedrib-ür-râvî fî şerhi takrib-in-Nevevî, 2- Şerhu Elfiyet-il-Irâkî, 3- Nazm-üd-dürer fî ilm-il-eser, 4-Et-Tezhîb fiz-Zevâyid, 5-Lübb-ül-lübâb fî tahrîr-il-evsâb, 6- El-medrec ilel-medrec, 7- Tezkire, 8- Keşf-üt-telbîs, 9-Hüsn-üt-tahlîs, 10- Cüz’ fî esmâ-il-müdellisîn, 11- Ayn-ül-Isâbe fî ma’rifet-is-Sehâbe, 12- Dürr-üs-Sehâbe, 13- Muhtasaru Nihâye, 14- Et-Tezyîl vet-teznîb, 15- Zevâyid-ül-lisân, 16-Şedd-ür-Rihâl fî dabt-ir-ricâl, 17- Et-Tenkîh.
Fıkıh ilmine dâir eserlerinden ba’zıları: 1- Şerh-ut-Tenbîh, 2- Muhtasar-üt-Tenbîh (El-Vâfi), 3- Dekâik-ül-esbâh ven- nezâir, 4- El-Ezhâr-ül-Fıdda fî havâşî Ravda, 5- Muhtasar-ur-Ravda 6- El-yenbû’, 7- Nazm-ür-Ravda, 8- Def-ül-hasâsa, 9- Muhtasar-ül-hâdim, 10-El-Azb-ül-silsil, 11- Şevârid-ül-fevâyid, 12- El-İbtihâc fî nazm-il-Minhâc, 13-Muhtasar-ül-Ahkâm-üs-Sultâniyye, 14- El-Levâmî’ vel-bevârik, 15- El-Fetâvâ, 16- Tuhfet-ün-nâsik, 17- El-Kazâzetü fî mahalli tahkîk-il-istiâze, 18- El-Fevâyid-ül-mümtâze fî salât-il-cenâze, 19- İzâlet-ül-vehn an mes’elet-ir-rehn, 20- Bezl-ül-himme fî talebi berâet-iz-zimme, 21- Keşf-üs-Sabâbe fî mes’elet-il-istinâbe, 22- El-Mebâhis-üz-zekiyye, 23- Ez-Zehr-ül-bâsim, 24-Husn-üt-tasrîf, 25- Seyf-ün-nazzâr, 26-Şerh-ur-râciyye.

Usûl-i fıkh, kelâm ve tasavvufa dâir eserlerinden ba’zıları: 1- El-Kevkeb-üs-sâtı’, 2- Şerh-ül-Kevkeb-il-Vikâd, 3- Teşbîd-ül-erkân, 4-Te’yîd-ül-hakîka, 5- Tenzîh-ül-i’tikâd anil-hulûli vel-ittihâd, 6- El-Levâmî’ul-müşrika, 7- El-Münceli fî tetavvur-il-velî, 8- Tenvîr-ül-Haleb fî imkâni rü’yet-in-Nebiyyi vel-melek, 9- Cehd-ül-Kariha, 10- Nasîhatü ehl-il-Îmân fir-reddi alâ mantık-il-Yunân Libni-Teymiyye, 11- El-Berk-ül-vâmid, 12-Reful-esâ alen-Nisâ, 13- El-Lafz-ül-Cevherî, 14- Tuhfet-ül-Lülesâ, 15-En-Nüket-ül-Levâmî’.

Lügat, nahiv ve sarfa dâir eserlerinden ba’zıları: 1- El-Müzhîr fî ulûm-il-lüga, 2- Gâyet-ül-ihsân fî hall-il-insân, 3- El-ifsâh fî esmâ-in-nikâh, 4- Dav-ül-misbâh, 5- El-Elmâ’ fıl-ittibâ’, 6- El-ifsâh fî zevâyid-il-Kâmûs, 7-Cem’ul-Cevâmi’ fin-Nahv, 8- Şerhu Elfiye İbn-i Mâlik, 9- El-Feride, 10- El-Metâli’us-saîde, 11- El-Eşbâh ven-Nezâir, 12- El-Feth-ül-karîb, 13- Şerhu Şevâhid mugn-il-lebîb, 14- El-İktirâh fî usûl-in-Nahv, 15- Et-Tevşîh, 16- Et-Tâc fî i’râb, 17- Dürr-üt-Tâc, 18- Şerhu Kasîdet-il-Kâfiye fit-Tasrîf, 19- Ta’rîf-ül-a’cem bi hurüf-il-mu’cem, 20- Eş-Şumat-ül-mudıyye, 21- Katr-ün-nedâ fî vürûd-il-hemzeti, 22- El-Kavl-ül-mücmel, 23- El-Ahbâr-ül-merviyye, 24-Tuhfet-ün-nücebâ, 25- Es-Sübût fî dabt-il-kunût.

Me’ânî, beyân, bedî’ ilimlerine dâir eserlerinden ba’zıları: 1- Elfiye ukûd-ül-cemân fil-me’ânî vel-beyân, 2- Hall-ül-ukûd, 3- En-Nüketü alâ telhîs-il-miftâh, 4- El-Bedî’iyye, 5- El-Cem’u vet-tefrik, 6- Et-Tahsîs fî Şevâhid-it-Telhîs.

Edebiyata dâir eserlerinden ba’zıları: 1- El-Visâh fî fevâyid-in-nikâh, 2- El-Yevâkit, 3- Şâyık-ül-etrenc, 4- Ref u Şâh-il-Habeşân, 5- Ezhâr-ül-urûş fî ahbâr-il-cüyûş, 6- El-Muhâdarât, 7-Dürer-ül-kilem, 8- El-makâmât-ül-mecmûa.
SİTE: www.kitaptakipcileri.com
Târihe dâir eserlerinden ba’zıları: 1-Tabakât-ül-Huffâz, 2- Tabakât-ül-lügaviyyîn ven-Nühât, 3- El-Vecîz, 4-Tabakât-ül-müfessirîn, 5- Hüsn-ül-muhâdara, 6- Deful-bâs an benil Abbâs, 7- Eş-Şemârîh fî ilm-it-Tevârîh, 8- Mu’cem, 9- Nazm-ül-itkân fî a’bân-il-a’yân, 10- Tercümet-ün-Nevevî, 11- Et-Tehâddüs bi ni’metillâh, 12-El-Mültekit min-ed-Dürr-ül-kâmine, 13-El-Mültekit, 14- Cüz’ fî Câmii Amr ( radıyallahü anh ), 15- Cüz’ fî Câmii bin Tûlûn, 16-Cüz’ fil-medreset-is-Sâlihiyye, 17- Cüz’ fil-Hânekâh-il-Baybarsiyye, 18- Cüz’ fîl-Hânekâh-ış-Şeyhûniyye, 19- Cüz’ Ahbâr Esyût, 20- El-meknûn fî tercümeli Zinnûn, 21- Tuhfet-ül-kirâm fî ahbâr-il-Ehrâm, 22-Tebyîd-üs-sahife bi menâkıb-il-İmâmı. Ebî Hanîfe, 23-Tezyîn-ül-memâlik bi Menâkıb-i İmâm-ı Mâlik.

Kredi Kartı, Banka Kartları Visa Master, BKM Express, Havale, EFT, alışveriş yapabilirsiniz site üzerinden satın alabilir yada whatsapp ile sipariş yapabilirsiniz kargo anlaşmamız ptt kargodur. YURTDIŞI KARGO GÖNDERİMİ MEVCUTTUR. kitap takipçileri Web Sitesi elif kitabevi konya ® Yayınları tescilli markasıdır. Satış Noktası Adres Ve İletişim Bilgileri:
----------kitaptakipcileri/elif kitabevi konya adres bilgileri------
Sahibata mahallesi Kayalıpark Çarşı Ptt Arkası Ulusoy İşhanı Diz Sokak No 1/C Hacı Hasan Camii Kıble Tarafı Sokak İçi Konya Valiliği Arkası Meram Merkez /KONYA
Telefon Numarası: Whatsapp : 0532 492 15 56556
İNTERNETTEN SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ>
https://www.kitaptakipcileri.com/urun/el-camius-sagir-hadis-kitabi-imam-suyuti-arapca-turkce-3-cilt-takim

Address

Sahibata Mahallesi Konya Valilik Ptt Kayalıpark Arkası Diz Sokak Ulusoy İşhanı No 1/C MERKEZ KONYA
Konya
42040

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Elif Kitabevi - Kitaptakipcileri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Elif Kitabevi - Kitaptakipcileri:

Share