17/09/2022
Susarken de Öğreten Bir Bilge
Elimizdeki en güzel şey çocukluk ya hani, Doğan Hoca’nın kendi çocukluğu hep bir elinin içindeydi. Avucunda sımsıkı tutuyordu. İşte tam da bu yüzden orta yerde buluşuverdik. Onun çevresine, dostlarına, arkadaşlarına baktığınızda kendisinden yirmi yaş, otuz yaş, kırk yaş, elli yaş, altmış yaş küçük insanlarla dostluk kurabildiğini rahatlıkla görebilirdiniz. Benim hep hissettiğim şuydu, bir araya geldiğimizde yaşımız silinirdi. Ben yeni bir şey anlattıkça “Vaaavvvv!” diyerek şaşırırdı, büyüyen gözleri dilimde başka başka kapıların kilitlerini açar, konuştukça daha çok konuşasım gelirdi. İlk gençlik yıllarımdan beri kitaplarını okuduğum, ondan öğrendiğim, yolunu izlediğim, bana nasip olan dostluğuyla çok mutlu olduğum hocam, bana bir şey sorduğunda, “Sen ne dersin?” dediğinde anne-babasına, öğretmenine onların bilmediği bir şeyler öğreten çocukların sevinciyle coşardım. Anlattıkça anlatırdım. Sonra bu bir oyuna dönerdi.
“Haydi bu konuştuklarımızı bir kâğıda yazalım, altını imzalayalım!”
Tam olarak öyleydi. Bütün buluşmalarımız bir oyun gibi...
Onun yaşında ve deneyimindeki birinin gençleri yanına alıp durmadan konuşması, yol göstermesi, “Bak şunu yap, bunu yapma,” demesi, kendini anlatması, deneyimlerini etrafa saçması, gençlerin de cami avlularında yem bekleyen kuşlar gibi etrafını sarıp yakalayabildiği bilgiyle beslenmesi beklenir. Fakat o güzel ve sohbetli akşamları şimdi tek tek hatırlayıp aklımdan geçirince onca bildiğine, yaşadığına, tanıklığına rağmen bize anlatmadığını, daha çok bizi dinlediğini, bize sorular sorduğunu, bizi konuşturduğunu fark ediyorum.
Ne tuhaf, biz konuşurken öğrendik, o susup dinlerken öğretti.
Tam olarak öyle oldu. Bize yolumuzu öyle gösterdi.
Dilimizin en güzel kelimelerinden tek tek birer kelime seçmeye kalksak şimdi... Güven, çocuk, oyun, dost, arkadaş, baba, öğretmen, sevgi, huzur, anlayış, dürüstlük, samimiyet, şefkat, merhamet, can... Böyle, uç uca herkes bir güzel kelime verse ülkenin dört bir yanından, dünyanın en uzun, en güzel, en sevgi dolu kolyesini yaparız Doğan Hoca anısına. Ama kolyenin ucuna diğerlerinden başka, diğerlerinden büyük, diğerlerinden parlak bir kelime takmak lazım. İzninizle o benden olsun.
Bilge...
Tam da öyle çünkü. Doğan Cüceloğlu bilgeydi.
Sadece konuşurken değil, susarken de öğretmek bilgelerin
işiydi.
Sustu ve hâlâ ondan öğrenmediğimizi şimdi kim söyleyebilir
ki...
İYİ Kİ Kitabından – Şermin Yaşar