16/04/2025
BİR TOPLUMUN UYGARLIK ÖLÇÜSÜ: KADIN, TEMİZLİK VE KÜLTÜRDÜR
-- Uygarlığın ölçütü insan haklarıdır; kadına değer, temizlik ve kültür de bunun göstergesidir.
Deniyor ki, bir toplumun uygarlık derecesi, o milletin kadına verdiği değerle ölçülür. Başka bir veciz söz ise, "Bir toplumun ne kadar medeni olduğunu öğrenmek istiyorsanız, tuvaletlerine ve çöplüğüne bakın" der.
Bu ifadeler, yalnızca yerinde değil, aynı zamanda son derece öğretici ve düşündürücüdür. Tamamen katılıyorum. Şimdi, bu iki özlü söz ışığında ve konu hakkında pratik deneyimi olan biri olarak, müsaadenizle ben de bir katkı sunmak istiyorum: Eğer bir toplumun uygarlık derecesini anlamak istiyorsanız, kadına verdiği değere, tuvalet kültürüne ve kamusal temizlik anlayışına baktıktan sonra, bir de o toplumun kendi kültürüne ne ölçüde sahip çıktığına bakın. Zira kadın değersizleştirilmişse, tuvalet edebi yozlaşmışsa, sokakları çöpten geçilmiyorsa, o toplum kültürden de yoksundur ve hatta "kültür" kavramına bile yabancıdır. Böyle bir toplumda doğan yeni nesillerin vay haline! Bu temel çarpıklıklar, onlara hayatı zindan edecektir.
Bu genel açıklamanın ardından dönelim kendi toplumumuza, yani kürd toplumuna. Acaba kürd toplumu, yukarıda bahsedilen bu medeniyet ölçütleri bağlamında nerede duruyor? Ne yazık ki, daha en başta belirtmeliyim ki kürd toplumu, iki temel olumsuz etki nedeniyle bu ölçütlerin neredeyse hiçbirine uymayan, ağır geri kalmış bir toplumsal tablo sergiliyor. Bu iki ana olumsuz etki, İslam ideolojisi ve işgalci-sömürgeciliktir.
İslam, kürd kültürünü şeriat anlayışıyla, vahşi bedevi çöl arabının yaşam seviyesine düşürdü. Aynı zamanda, islami kavimlerce işgal edilen ve sömürülen Kürdistan'ın kadim ileri toplumsal dokusu tahrip edildi. Oysa bugün bu kültürsüzlük girdabında debelenen kürd toplumu, aslında insanlık kültürünün temellerini atan bir halkın torunudur.
Evet, kültür dediğimiz fenomen ilk olarak neolitik devrimi gerçekleştiren, yani tarımı ve hayvan evcilleştirmeyi başlatan, düzenli yaşam kuran kürdlerin ataları tarafından yaratıldı. Bu devrim, yaklaşık 12 bin yıl önce, bugünkü Mezopotamya'nın kalbi olan tarihi Kürdistan’da gerçekleşmiştir. Arkeolojik kazılar ve bilimsel araştırmalar – örneğin Science dergisinin 14 Kasım 1997 tarihli sayısındaki makale – bu bilgileri doğrulamaktadır.
Kürdlerin ataları:
-- 12 bin yıl önce arpa, buğday, mercimek, nohut, bezelye ekti,
-- 10 bin yıl önce koyun, keçi, domuz ve ineği evcilleştirdi,
-- Tarım ve hayvancılık gibi insanlık tarihinin en erken mesleklerinin sanatını icat etti,
-- Ve bu sanatlara dair dili de ilk kez oluşturdu. Kürdçe neolitik devrim dilidir.
Bu nedenle, bu dönemde şekillenen kelimeler birçok dile – özellikle de eski yunanca’ya – geçmiştir. Örneğin “kültür”, “gen” (can), “seramik” (keramik), “müzik” (mû-zîq) gibi kelimelerin tümü neolitik kürdçe kökenlidir. Bu konuda uzman olan, hem eski kürdçe’yi hem de eski yunanca’yı iyi bilen araştırmacı Ali Karduxos’un çalışmaları bu bağı net biçimde ortaya koymaktadır.
Kısacası, kürdler yalnızca bir halk değil; aynı zamanda medeniyetin, kültürün, dilin, sanatın ve düzenli hayatın temellerini atan köklü bir millettir. Bu hakikati en iyi anlatanlardan biri Sokrates’tir. O şöyle der: "Erdemli bir toplum, bilgeliği ve hakikati temel alır; bir toplum kadına, bilgiye ve doğaya ne kadar değer veriyorsa, o kadar uygardır."
Kürd peygamber Mani ise şöyle der: "Işıkla beslenen ruhlar, karanlıkla yönetilen toplumları aydınlatmalıdır." Bu söz, hem kültürel hem ahlaki sorumluluğun, bilgeliği olan bireylerin topluma karşı taşıdığı yükümlülüğü özetler. Mani'nin felsefesi; özgürlük, eşitlik ve bilgelik temellidir ve bu anlayış islam'ın dayattığı dogmalara tamamen zıttır.
Konfüçyüs ise binlerce yıl önce şu öğüdü vermiştir: "Bir milleti ayakta tutan üç şey vardır: Ordu, ekonomi ve halkın inancı. Eğer birini feda etmen gerekirse, önce orduyu feda et; sonra ekonomiyi. Ama halkın inancını kaybedersen, o millet çöker." Bu söz, halkın ahlaki ve kültürel temelinin ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Kültür kavramının yaratıcısı olan bir toplumun bugün kültürsüz hale gelmesinin başlıca sebebi, islam ideolojisinin ve arap-islam istilasının kültürel yıkımıdır.
Bugün hala kürd toplumuna islami kavimlerin yönetim kültürünü miras alarak tahakküm kurmaya çalışan, islamcı kürd liderler bu kültürel çöküşün birinci dereceden sorumlusudurlar.
Kürdistan tuvaletleri işkencehane gibidir. Sıcak, tropikal bir iklime sahip Kürdistan'da tuvaletlerde rutin bakım ve temizlik kültürü neredeyse yok gibidir. İnsan tuvalete girdiğinde adeta burnunun direği kırılır. Tayland da tropikal bir ülkedir; ama orada tuvaletlerde hijyen seviyesi çok yüksektir.
Kürdistan’da ise "çöplük" kavramı anlamsızlaşmış, çünkü her yer çöplüğe dönüşmüştür. Örneğin Tayland’da caddeler ve sokaklar pırıl pırıldır. Yere çöp atmanın cezası 2000 Baht’tır (yaklaşık 50 dolar). Oysa Kürdistan’da bu tür bir kural bile yoktur.
Kadına verilen değer? Kürdistan’da kadının konumu çoğu yerde yalnızca bir "hizmetçi", hatta "cinsel meta" olarak görülüyor. Bu anlayış arap-islam zihniyetinden taşınmış ve kürd toplumuna da bulaşmıştır. Oysa geçmişte, örneğin neolitik çağda, kadın tanrıçaların hüküm sürdüğü ve kadının kutsal görüldüğü kürd toplumları vardı.
KÜRD DİASPORASINDA BİR KÜLTÜR MABEDİ: SAHİPSİZ KÜTÜPHANE
Yaklaşık otuz yıl önce, Avrupa’da yaşayan gönüllü aydınların ve aktivistlerin çabalarıyla İsveç'in başkenti Stockholm'de kurulan Kürd Kütüphanesi, bir halkın kültürel belleğini yaşatmak adına atılmış kıymetli bir adımdı. Ancak bu kütüphane, başta mülkiyet sorunu olmak üzere, yeterli kurumsal destek görmediği için en az iki defa taşınmak zorunda kaldı. Bugün hala kalıcı bir mekana sahip olamadan yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor. Ne acıdır ki, aynı zamanda Ortadoğu’da, özellikle Hewlêr merkezli sözümona bir Kürd Federe Devleti mevcut. Bu yapının sadece petrol gelirlerinden oluşan yıllık bütçesi milyarlarca doları bulmakta. Ancak bu devasa ekonomik kapasiteye rağmen, kültüre ayrılan kaynaklar neredeyse yok hükmündedir. Kendi halkının hafızasını yaşatmaya çalışan diasporadaki bir kütüphaneye destek olmak bir yana, böyle bir girişimi ciddiye alan bir bakış açısı dahi mevcut değil.
Bu durum, uygarlık seviyesini ölçmek için kadına verilen değer, temizlik anlayışı ve kültüre sahip çıkmak gibi temel kriterleri esas alan bakış açısına tam bir zıtlık teşkil etmektedir. Çünkü kültür, tıpkı Konfüçyüs’ün dediği gibi, “Bir toplumu inşa eden temel taştır. Kültürü olmayan millet, ne yönünü bulabilir ne de değerini koruyabilir.” Bugün petrolden alınan her dolar, aslında halkın geçmişini, arşivini, sanatını ve dilini yaşatacak projelere harcanmalıydı. Aksi halde kültürel körleşme, toplumsal çöküşün ilk işaretidir.
SÜRGÜNDE ÇÜRÜYEN HAFIZA: STOCKHOLM KÜRD MÜZESİ
2007 yılında, İsveç’in başkenti Stockholm’de, Kürd Kütüphane ve Müze Vakfı’nın kurucus ben ve Alman Sosyal Demokrat Partisi Milletvekili Gerd Grüne’nin önderliğinde anlamlı bir kültürel hamle gerçekleştirdik. Bu girişim, Brüksel merkezli Uluslararası Yardımlaşma ve Dayanışma Kurumu IFIAS’ın da desteğiyle hayata geçirildi ve Kürd Sürgün Müzesi (Kurdish Exile Museum) adıyla kuruldu. Müzede, 50 binin üzerinde ve dünyada başka bir yerde bulunmayan nadir kürdçe kitap, gazete, dergi, belge ve kültürel objeler titizlikle arşivlenmişti. Ancak ne yazık ki, bu kıymetli koleksiyon da mülksüzlük sorununa yenik düştü. Yeni bina sahibinin kira sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesi sonucu, müze 16 Ağustos 2004 tarihinde kapatılmak zorunda kaldı. Şimdi bu paha biçilmez kültürel miras, Stockholm’ün bir mahzeninde çürümeye terk edilmiş durumda.
Bu dram, yalnızca maddi yetersizliklerin değil, aynı zamanda ciddi bir zihniyet sorununun da göstergesidir. Ne sözde Kürd Federe Devleti Hükümeti ne de başka bir kürd kurumu, bu kültürel felaketi önemsemekte. Oysa peygamber Mani asırlar önce şöyle demişti: “İnsan ancak ışıkla yolunu bulur; karanlıkta kalanlar, gerçeğin değil gölgenin peşinden gider.” İşte bugün, bu müzenin kaderi, karanlıkta bırakılan bir halkın belleğidir. Bu da göstermektedir ki, kadına değer vermeyen, sokağını temiz tutmayan ve kendi kültürel mirasına sahip çıkmayan bir toplumun uygarlık iddiası, temelsiz bir hayalden ibarettir.
Bugün eğer kürdler yeniden ayağa kalkmak istiyorsa, bu çöküşün nedenlerini cesurca tespit etmeli ve köklerine dönmelidir. Kültürüne, kadınlarına, doğasına, temizliğe, özgür iradeye sahip çıkmalıdır.
Medeniyet, sadece geçmişin övüncü değil, bugünün sorumluluğudur.
Goran Candan
Kurdish Exile Museum
https://kurdishmuseum.org
https://www.saradistribution.com/commontable.htm
BOOK REVIEWS - KURDOLOGY COLLECTION BULLETINE & JOURNALS ABOUT KURDS & KURDISTAN ORIGINAL ANTIQUE 18th CENTURY ENGRAVINGS